Blog

Bağışıklık Sistemi ve Uzamış Stresin Etkileri

Bağışıklık sistemimiz vücudumuzun temel savunma sistemlerini içerir. “Doğuştan” ve “Kazanılmış” sistemler olarak ikiye ayrılır:

Doğuştan ya da doğal bağışıklık sistemimiz vücudumuzun yabancılara (bakteri, virüs, kanser hücresi veya antijenik özellik taşıyan herhangi bir molekül) karşı ilk ve hızlı savunma sistemidir. Şüpheli molekülleri işaretleyip ortadan kaldırmaya yönelik çalışan makrofajlar, nötrofiller, dendritik hücreler ve daha bir çok hücre bu amaçla ön saflarda görev yapar.

Kazanılmış bağışıklık sistemi ise, seçilmiş ve tanımlanmış yabancılarla daha yavaş ve planlı olarak mücadele eder;  T ve B lenfositleri olarak iki alt sınıfa ayrılır. Şimdi bu sistemleri ve görevlerini daha basit bir benzetmeyle anlatmak istiyorum:

Vücudumuzu bir ülkeye benzetelim isterseniz..

Bizim hücrelerimiz, ülkedeki evler ve damarlarımız da, sokaklar olsun..

tablo

Şekil 1: Bağışıklık sistemimizin ülke savunma sistemleriyle benzetimi.

Doğuştan veya doğal bağışıklık sistemimiz ülkedeki kolluk kuvvetleri gibi çalışır. Bu sistemde yer alan hücreler (fagositler, makrofajlar, nötrofiller, bazofiller, dendritik hücreler vb) şüpheli bir yabancı molekülü dolaşımda yok etmeye, etkisiz kılmaya veya etiketlemeye çalışırlar. Aynen bir ülkedeki  polis, jandarma veya bekçinin sokaklarda şüpheli bir şahıs veya aracı takip etmesi, kovalaması, yakalayıp gözaltına alması ve hatta öldürmesi gibi. Burada yabancının genel bir şüpheli tanımına uyan özellik taşıması yeterlidir. Çok ayrıntıya girilmez. Çok hızlı yanıt veren bir sistemdir. 

Oysa kazanılmış bağışıklık sistemi, tanımladığı özel düşmana karşı daha planlı ve özel silahlarla  mücadele verir. Bu sistemde görev alan T hücreleri (T lenfositler), İstihbarat Teşkilatı gibi çalışır. Bu hücreler kemik iliğinde yapıldıktan sonra daha olgunlaşmadan timüs bezine gönderilir ve bizim kendi hücrelerimizi yabancılardan ayırtedebilmelerine yarayacak bilgiler içeren bir eğitim alırlar (T hücresindeki “T” timusdan gelmektedir). Olgunlaşınca da dolaşıma ve uzak bölgelere gönderilirler. Aynen istihbarat teşkilatının da yetenekli bireyleri alıp eğitmesi gibi.  T hücrelerinin de istihbarat teşkilatı gibi farklı görev dağılımları vardır:

Hafıza hücreleri (memory T  cells), teşkilatın arşivcileri gibi çalışırlar. Şüphelilerin parmak izi alınır, tam tanımı yapılır (ne renk, boyu kaç, hangi aracı kullanıyor vs) ki bu tam odaklanılmış bir tanımdır. Kolluk kuvvetlerindeki gibi genel bir şüphe üzerine değil, oldukça ayrıntılı tanımı yapılmış bir hedef vardır artık.. Bu tanım ve parmak izi veri tabanına işlenir. Bir dahaki sefere benzer saldırganla karşılaşıldığında hemen veri tabanından bulunur. Aynen bizim daha önce geçirdiğimiz bir viral hastalığa karşı tanışıklığımızın olması gibi..

Katil T hücreleri (cytotoxic veya killer T cells) teşkilatın saldırgan timidir. Hedef hücre evine (yabancı molekül ile bulaşmış hücreler veya kanser hücreleri) saldırır ve yıkar geçer.

Yardımcı T hücreleri (Helper T cells) iki kısma ayrılır: İlk grup (Th1) saldırı timine eve (hücreye) müdahale sırasında yardımcı olur. İkinci grup (Th2) düşman (virüs) hakkındaki bilgileri Silahlı Kuvvetlere (B lenfositleri) iletir ve düşmanı etkisiz kılacak mühimmatın (antikor) yapılmasını hızlandırır.

Organize edici hücreler (regulatory T cells) operasyonu kontrol altında tutan gruptur.

Kazanılmış bağışıklığın B hücreleri bizim Silahlı Kuvvetlerimiz gibidir. Onların da bir arşivci grubu vardır. Ama asıl önemli işi yapan ordu ve silahlarıdır (plasma B lenfositleri). İstihbarattan gelen (Th2 hücreleri) bilgiler doğrultusunda düşmana özel mühimmat (antikor) üretilir ve sahaya çıkılarak, onları etkisiz kılmaya yönelik, savaşılır.  Bu ordu ve mühimmatla artık o yabancı düşmana (virüs, bakteri vs) donanımlı hale gelmiş oluruz ve onlarla karşılaşır karşılaşmaz etkisiz kılmaya çalışırız.

Tüm bunların en üstünde ana kontrol merkezleri vardır. Bunu ülkenin ana yönetim merkezleri, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlıklar gibi görebilirsiniz. Kortizol cumhurbaşkanı, Vagus sinirimiz  de başbakan gibi görebilirsiniz. Melatonin, büyüme hormonu, prolaktin vb hormonlar da savunma sistemlerinin yönetimi ve kontrolünden sorumlu diğer birimler olarak görülebilir. Ülkede bu yönetim kademeleri gerekli kanun ve emirleri çıkarır ve yürütürler. Herşeyin dengede ve sağlıklı olarak yürütülebilmesi, tüm bu birimlerin düzenli olarak görevlerini sürdürmeleri ile gerçekleşir.

Kronik (uzamış) stres ile bağışıklık sistemi ilişkisi

Eğer uzun süredir yoğun stresli bir yaşam sürdürüyorsak, vücudumuzda bağışıklık sistemini düzenleyen ve dengeleyen sistemlerin çalışması bozulur. Örneğin sempatik sinir sistemi kontrolü ele alır. Onun aktifleşmesi sonucu inflamasyonu tetikleyen moleküller dolaşıma salıverilir. Yani sempatik sinir sistemi bir çeşit provokatör gibi çalışır. Başbakanlık gibi düşündüğümüz vagus sinirimiz sessizleştirilir, baskılanır. İşini yapmasına izin verilmez. Böyle bir tehdit olduğunda, Cumhurbaşkanı gibi düşündüğümüz kortizol de başlangıçta aşırı aktif hale geçer. Gerekli gereksiz bir sürü kararnameyle savunma sistemlerini sıkı bir şekilde kontrol altına alır. Onların çalışmasını engeller. Bunu yaparken bir çok gerekli işin yapılmasına da engel olur. Üstelik zamanla bu kontrol mekanizmaları işlevsiz hale gelmeye başlar. Kanun ve kararnameler yürürlüğe sokulmamaya başlar. Yani bir süre sonra hem cumhurbaşkanı ve hem de başbakanlık ve diğer ilgili bakanlıklar etkisiz hale gelmiş olur. Bu durumda  savunma sistemleri başıboş kalır, nerede duracağını bilemez ve sürekli olarak bir sanal bir tehdide karşı mücadele halini sürdürür. Ayrıca kanun, kararname tanımaz ve aklına geldiği gibi hareket etmeye başlar. Bu durumda polis ve jandarma masum insanlara karşı şiddet uygulamaya başlar, hatta onları vurur ve öldürür. İstihbarat teşkilatı ve silahlı kuvvetler suçsuzları da hedef alan bir kitle savaşı sürdürmeye başlarlar. Bu arada bir çok ev (vücudumuzdaki hücreler) dağıtılır, yıkılır. Suçlu veya suçsuz bir çok tutuklama veya öldürme gerçekleşir ve ülke tam bir kaosa sürüklenir.

İşte uzamış stresle yaşadığımızda ortaya çıkan düşük ölçekli kronik inflamasyon hali tam da budur!

Bizim değerli bağışıklık sistemlerimiz kontrolü kaybetmiş halde, kendi vücut hücrelerimize saldırır hale gelir ve içten içe vücudu yıpratır, hasarlar, çökertir. Tüm bunların sonucunda da, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, depresyon, bunamalar, bazı eklem hastalıkları, bazı kanserler, inflamatuvar bağırsak hastalıkları, deri hastalıkları gibi bir çok hastalık ortaya çıkabilir. Çünkü bunlara zemin hazırlanmıştır.

Peki bu düşük ölçekli kronik inflamasyonla nasıl başa çıkabiliriz?




  •  Kronik stresimizi yönetmeyi öğrenmeliyiz.

  •  Anti-inflamatuvar beslenme tarzını benimsemeliyiz.

  •  Düzenli egzersiz yapmalıyız.

  •  Uyku kalitemizi yükseltmeliyiz ve yeterli uyumalıyız.

  •  Alkolü sınırlamalıyız.

  •  Sigara içmemeliyiz.



Umarım yazımı ve benzetme şeklimi beğenmişsinizdir. Bağışıklık sisteminin çalışma şeklini anlayınca, stresin de ona ve vücudumuza ne kadar zarar verdiğini kavramamız kolaylaşır.  Çünkü birçok sorunun nedeni stresimizdir ve bunu yönetmeyi öğrenmeliyiz. Ayrıca beslenme ve yaşam şeklimizi düzelttiğimizde de bir çok hastalığı kendimizden uzaklaştırmış oluruz. Üstelik gördüğünüz gibi hepsi çok basit ve kolayca uygulanabilecek öneriler. Hele ki sonunda sağlıklı yaşalmak gibi bir ödül varsa.. Sizce de öyle değil mi? Dengede ve mutlu kalın! Kaynaklar:



1) Bierhaus A, Wolf J, Andrassy M, Rohleder N ve ark. A mechanism converting psychosocial stress into mononuclear cell activation. PNAS February 18, 2003, vol. 100, no. 4 www.pnas.org_cgi_doi_10.1073 pnas.0438019100

2) Chaplin DD. Overview of the immune response. J Allergy Clin Immunol. 2010 February ; 125(2 Suppl 2): S3–23. doi:10.1016/j.jaci.2009.12.980.

3) Rodriguez JM, Monsalves-Alvarez M, Henriquez S, Llanos MN, Troncoso R. Glucocorticoid Resistance in Chronic Diseases, Steroids (2016), doi: http://dx.doi.org/10.1016/j.steroids. 2016.09.010

4) Straub RH and Cutolo M. Glucocorticoids and chronic inflammation. Rheumatology 2016;55:ii6-ii14  5) Wirtz PH and von Känel R. Psychological Stress, Inflammation, and Coronary Heart Disease Curr Cardiol Rep (2017) 19:111.

5) Wirtz PH and von Känel R. Psychological Stress, Inflammation, and Coronary Heart Disease Curr Cardiol Rep (2017) 19:111.



 


Vahide Savcı

20/09/2021